İçeriğe geç
Antalya Hattı

Gündelik hayata meraklı bir pencereden bakış

Kişisel Gelişim 4 dk okuma Bora Kılıçer

İç Konuşma: Kendinize Kurduğunuz Cümleler Ne Anlatıyor?

Kafanızın içinde akan ses, gün içindeki kararlarınızı sessizce yönlendirir. İç konuşmayı fark etmenin ve yönetmenin uygulanabilir yolları.

Gün boyunca en çok konuştuğunuz kişi eşiniz, arkadaşınız ya da iş arkadaşınız değil; kendinizsiniz. Kafanızın içinde sürekli akan bu ses, sabah alarmı kapatırken başlar, iş çıkışı bir hatayı tekrar tekrar oynatırken devam eder ve gece yatakta ertesi günün provasını yaparken hâlâ çalışır. Çoğu insan bu iç sesin varlığını fark eder ama içeriğini hiç incelemez. Oysa kendinize nasıl hitap ettiğiniz, ne yaptığınız kadar belirleyicidir.

İç konuşma sihirli bir motivasyon aracı değildir; kendinize "başaracaksın" demek tek başına hiçbir şeyi değiştirmez. Ama tekrar eden bir cümlenin, davranışın kapısını açtığı ya da kapattığı doğrudur. Bir işe başlamadan önce kendinize söylediğiniz cümlenin biçimi, o işe hiç başlamamanızın da nedeni olabilir. erteleme davranışının kökenleri incelendiğinde karşımıza çıkan tabloda, kişinin kendine kurduğu cümlelerin belirleyici bir rol oynadığı sıklıkla görülür.

İç ses bir yorumcu değil, bir yönetmendir

İç konuşmayı çoğu zaman olan bitene eşlik eden bir yorum sanırız. Aslında o yorum, bir sonraki adımı da belirler. "Bu işi batırdım" diyen bir zihin, düzeltmeye değil savunmaya hazırlanır. "Bu kısmı yanlış kurmuşum, baştan alayım" diyen zihin ise doğrudan eyleme geçer. İki cümle de aynı olayı tarif eder; ama biri kapı kapatır, diğeri kapı açar.

Kendine "sen" diye hitap etmenin etkisi

Kendinizle konuşurken kullandığınız zamir, tahmin edilenden daha fazla iş görür. "Bunu yapamayacağım" ile "Bunu yapabilirsin, önce ilk adımı at" arasında yalnızca bir dilbilgisi farkı yoktur. Kendinize ikinci tekil şahısla ya da kendi adınızla hitap etmek, olaya birkaç adım uzaktan bakmayı kolaylaştırır. Bu mesafe, duygunun şiddetini düşürür ve daha soğukkanlı karar vermeyi sağlar. Zor bir telefon görüşmesinden önce kendinize adınızla seslenip ne yapacağınızı söylemek, tuhaf ama işe yarayan bir tekniktir.

Genelleyen cümlelerin tuzağı

İç konuşmanın en yıpratıcı biçimi genellemedir. "Bu sunumu iyi hazırlayamadım" cümlesi bir olayı tarif eder ve düzeltilebilir. "Ben zaten hiçbir zaman iyi hazırlanamam" cümlesi ise bir kader ilan eder. İkincisi doğru olmadığı hâlde ikna edicidir, çünkü zihin genellemeleri kısa yol olarak sever. Bu cümleleri yakalamanın basit bir yolu var: İçinde "hep", "asla", "hiçbir zaman" geçen her iç cümleyi şüpheyle karşılayın.

Olumlamanın neden çoğu zaman işe yaramadığı

Aynaya bakıp kendine büyük iddialar söyletmek, popüler olduğu kadar kırılgan bir yöntemdir. Kendinize inanmadığınız bir cümleyi tekrarladığınızda zihin buna sessizce itiraz eder ve sonuç, başlangıçtakinden daha kötü bir moral olur. İşe yarayan biçim, iddialı değil işlevsel cümlelerdir. "Ben mükemmel bir konuşmacıyım" yerine "İlk iki cümleyi ezberledim, oradan devam ederim" demek hem inandırıcıdır hem de bir eylem içerir.

Soru sormak, emir vermekten daha etkilidir

Kendinize "yapacaksın" demekle "bunu nasıl yapabilirim?" diye sormak farklı sonuçlar üretir. Emir kipi bir baskı yaratır, soru ise zihni çözüm aramaya sokar. Bir işin başında kendinize sorulacak en verimli soru genellikle şudur: "Şu an atabileceğim en küçük adım ne?" Bu soru, işin bütününü düşünmenin yarattığı felci dağıtır ve odağı tek bir hareketin üzerine indirir.

Yorgunluk iç sesi değiştirir

Aynı kişinin sabah ve gece yarısı iç konuşması aynı değildir. Uykusuz, aç ya da uzun bir günün sonundaki zihin, olayları belirgin biçimde daha karamsar yorumlar. Bu bir karakter özelliği değil, fizyolojik bir durumdur. Bu yüzden gece yarısı verilen "istifa ediyorum" ya da "bu ilişki bitmiş" türü değerlendirmeleri sabaha bırakmak, klişe olduğu kadar sağlam bir kuraldır. İç sesin ne söylediği kadar, hangi koşulda söylediği de önemlidir.

İç konuşmayı yazıya dökmek

Kafanın içindeki cümleler görünmez olduğu için sorgulanmaz. Aynı cümleleri bir kâğıda yazdığınızda çoğu zaman ne kadar abartılı olduklarını hemen fark edersiniz. Bir sayfaya, o gün kendinize söylediğiniz üç cümleyi olduğu gibi yazmak yeterlidir. Yazılı hâlde okunduğunda, "kimse bana güvenmiyor" gibi bir ifadenin arkasında genellikle tek bir olay olduğu ortaya çıkar. Görünür olan cümle, tartışılabilir cümledir.

Kendine acımasız olmak disiplin değildir

Yaygın bir inanış, kendine sert davranmanın performansı artırdığını söyler. Uygulamada olan genellikle tersidir: Sert iç konuşma kaçınmayı artırır. Hata yaptığında kendini ağır biçimde yargılayan kişi, bir dahaki sefere o işten uzak durmayı tercih eder. Disiplin, kendini azarlamak değil; ne olduğunu net biçimde adlandırıp bir sonraki hamleyi belirlemektir. Fark, tonda değil sonuçtadır.

Başkasına söylemeyeceğiniz cümleyi kendinize söylemeyin

Pratik bir ölçüt: Kendinize kurduğunuz cümleyi, aynı durumda olan bir arkadaşınıza söyler miydiniz? Cevap hayırsa, o cümle size de yardımcı olmuyordur. Bu karşılaştırma duygusal bir şefkat çağrısı değil, mantıksal bir tutarlılık testidir. Bir arkadaşınıza vereceğiniz tavsiye genellikle daha gerçekçi, daha somut ve daha uygulanabilirdir; çünkü ona bakarken duygusal gürültünün içinde değilsinizdir.

Değişim tek cümleyle başlar

İç konuşmayı tümüyle yeniden yazmaya çalışmak gerçekçi değildir. Yapılabilecek olan, en sık tekrarlanan tek bir cümleyi seçip onun yerine kullanılacak alternatifi önceden hazırlamaktır. "Nasılsa yarım kalacak" cümlesi geldiğinde onun yerine "yirmi dakika çalışıp bakarım" cümlesini devreye sokmak gibi. Bu değişim küçük görünür ama iç konuşma günde yüzlerce kez tekrarlandığı için etkisi birikimlidir. Zihninizdeki sesin tonunu yönetmek, gün içinde verdiğiniz kararların yönünü de yavaşça değiştirir.